uzman@psikologeda.com
Telefon/Whatsapp: 0539 299 60 10

Depresyon ve Gizli Dünyası

Depresyon, çoğu zaman bir kelimeye indirgenen ama yaşayan için bir dünya anlam taşıyan karmaşık bir deneyimdir. “Üzgünüm” ya da “yoruldum” demek yeterli olmaz; çünkü bu durum ne sadece bir üzüntü dalgası ne de sıradan bir yorgunluktur.

Bazen güneş parlıyor, insanlar gülüyor, dünya dönmeye devam ediyor ama sizin için zaman durmuş gibi hissediyorsunuz. İçinizde bir fırtına var; sessiz ama yıkıcı. İşte bu, depresyonun sessiz çığlığıdır.

Depresyon, yalnızca “hayatında neyin eksik olduğunu fark etmeyen” bir zihin durumu değil; bazen her şeye sahipken bile “hiçbir şeye sahip değilmiş gibi” hissetmenin adıdır.

Bir Gölgede Yaşamak

Depresyon, sanki bir sis perdesinin ardından dünyaya bakmak gibidir. Sevdiğiniz şeyler size artık eskisi gibi heyecan vermez, “mutlu olmalıyım” dediğiniz anlar bile sönük gelir. Çoğu zaman insanlar bu hisleri anlamakta zorlanır ve bu da sizi daha yalnız hissettirebilir.

Ama yalnız değilsiniz. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya çapında yaklaşık 280 milyon insan depresyonla mücadele ediyor. Bu, o kadar yaygın ki, kim bilir belki yanınızda oturan kişi de benzer bir fırtınayla savaşıyor.

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Depresyon, sık sık kişiye “zayıf”, “yetersiz” “suçlu”, “pişman”, “kendine kızgın” olduğunu hissettirir. Kaygı daha çok çevreyle ilgiliyken depresyon ise kişinin kendisine duyduğu olumsuz duygularla ilgilidir.

Devamını Oku... 'Depresyon ve Gizli Dünyası'

Polivagal Teori: Travmayı Anlamanın Yeni Bir Yolu

Travmayı anlamak ve iyileşmek her zaman kolay değildir. Polivagal Teori, sinir sistemimizi daha iyi anlayarak bu süreci kolaylaştırmayı amaçlayan yenilikçi bir yaklaşımdır. Dr. Stephen Porges’in geliştirdiği bu teori, vücudumuzun stresle nasıl başa çıktığını ve iyileşme için neler yapılabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor. Travmanın ardından  dünya, riskli ve güvenli olmayan bir yer olarak farklı sinir sistemi ile algılanır. Travmatik yaşam deneyimlerine sahip bireyler bu nedenle tehlikeli bir durum olmasa dahi daha tetikte olabilirler.

Polivagal Teori Nedir?

Polivagal Teori, otonom sinir sistemimizin üç temel moda sahip olduğunu söyler:

Sosyal Bağlılık (Ventral Vagal): Etrafımızdaki insanlardan yardım isteriz. Bize destek olmalarını ve rahatlatmalarını bekleriz. Vagus siniri devreye girdiğinde , kalbimize ve akciğerimize sinyaller gönderir. Kalp atışımız yavaşlar, derin nefes almamızı sağlar. Sonuç olarak kendimizi sakin, rahatlamış hissederiz.

Savaş ya da Kaç (Sempatik Sistem): Ancak yardım çağrımız karşılıksız kalırsa ve tehlike içindeysek hayatta kalabilmek için daha ilkel bir yol seçeriz. Sempatik sinir sistemimiz devreye girer. Kalbimiz hızlı atar, kaslarımız gerilir ve bir tehditten kurtulmaya çalışırız. Ya savaşırız, ya kaçarız. Devamını Oku... 'Polivagal Teori: Travmayı Anlamanın Yeni Bir Yolu'

Kırılgan Narsizm: Gizlenen Hassasiyetin Yansımaları

Narsizm deyince aklımıza genellikle kendine hayran, benmerkezci, kibirli ve eleştirilere kapalı kişiler gelir. Ancak narsizmin her zaman bu kadar gözle görülür olmadığını biliyor muydunuz? Kırılgan narsizm, dışarıdan bakıldığında narsist kişilik özelliklerini hemen fark edemeyeceğimiz, daha derinlerde gizlenmiş bir narsizm türüdür. Aşırı duyarlılık, kırılganlık, diğerlerine bağımlılık, düşük özgüven, çalışma için isteksizlik, dağılmışlık ve güvensizlik ile karakterize edilmiştir.

Ayrıca tehdit olarak algılanan diğerlerinden kendini korumak için tetikte olma ve haklılık hissi; ruh halini kontrol etmedeki zorluktan kaynaklanan duygusal kırılganlık ve duyguları yoğun yaşama hali; hayal kırıklığı ve utançtan korumanın doğurduğu sosyal çekingenlik; sosyal olarak mesafeli, soğuk görünüm kırılgan narsisizmin diğer özellikleridir. Tüm bunların yanında büyüklenmeci narsisizmde bulunmayan empatinin varlığı, küçümsenmeye karşı hassasiyet, boyun eğme, haset, idealleştirmeye yatkınlık gibi özelliklerin de bulunduğunu ileri sürülmektedir. Devamını Oku... 'Kırılgan Narsizm: Gizlenen Hassasiyetin Yansımaları'

Boşluk Hissi: Görünmeyeni Anlamak

Hayatınızın tam da olması gerektiği gibi göründüğü anlarda içinizde yankılanan o tuhaf boşluk hissi ile tanıştınız mı? Sabah kahvenizin tadını almadığınızda, kalabalık bir ortamda yalnız hissettiğinizde, en sevdiğiniz müziği dinlerken bile içinizin sıkıştığı anlarda… Hiçbir şeyin yanlış gitmediği ama hiçbir şeyin tam da doğru hissettirmediği o zamanlar…

Boşluk hissi duygularımızın bize fısıldadığı bir mesajdır. Çoğumuz bu fısıltıyı bastırmayı seçeriz. İşe daha çok sarılırız, sosyal medyada kayboluruz ya da bir sonraki hedefin hayalini kurarız. Peki ya bu boşluk bastırılmak yerine duyulmayı hak ediyorsa?

Bu his sizden kaçar gibi görünse de aslında geçmişinizden gelen bir yankıdır. Özellikle çocukluk yıllarındaki ihmal, bu boşluğun köklerinde yer alabilir. Sevgi, ilgi ve kabul çocukluk döneminizde  içsel dünyanızın temel taşlarını oluşturur.

Devamını Oku... 'Boşluk Hissi: Görünmeyeni Anlamak'

Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Görünmeyen Yara İzleri

Hayat bazen beklenmedik olaylarla bizi altüst edebilir. Bir kazadan kurtulmuş olabilirsiniz, sevdiğiniz birini kaybetmiş olabilirsiniz ya da savaş, deprem gibi felaketlerin ortasında kalmış olabilirsiniz. Fiziksel yara izleri zamanla iyileşse de bazı izler görünmez. İçimizde derin bir iz bırakır.
Travma Sonrası Stres Bozukluğu; bir kişinin tehdit edici, korkutucu ya da travmatik bir olay yaşadıktan sonra gösterdiği bir grup fiziksel, duygusal ve bilişsel semptomlardır. Bu durum, genellikle travmatik olaydan haftalar belki aylar sonra belirgin hale gelir ve tedavi edilmediğinde kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde etkilenir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun dört temel semptom grubuyla kendini gösterir.

1. Yeniden Yaşama (Flashback ve Kabuslar)
Travmatik olay sanki tekrar oluyormuş gibi hissedilir.
Kâbuslar sık sık yaşanır ve kişi uyandığında bile gerçeklik hissine geri dönmekte zorlanır.
Günlük hayatta küçük bir ses, koku ya da görüntü bile olayın anısını tetikleyebilir. Devamını Oku... 'Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Görünmeyen Yara İzleri'

Yarım Kalan “Çocuk”luk

Bazı “çocuk”lar için yeni bir gün oyunlarla, kahkahalarla dolu bir maceraya çağrıydı. Ama bazıları için yeni gün, yeniden üstlenilmesi gereken sorumlulukların hatırlatıcısıydı. İşte o çocuklardan biri henüz ayakkabılarına sığan ayaklarıyla önce mutfağa giderdi. Bir şeyler hazırlardı, sonra kendini daha sonra kardeşlerini… Bu sanki onun doğuştan gelen bir göreviydi.

Babasının yorgun nefes alış verilerini dinlerdi geceleri, annesinin üstüne sinmiş sessizliğin sebebini anlamaya çalışırdı. Bir kavga bittiğinde bile savaşın izleri evin duvarlarında yankılanır, o bu yankıların arasında çocukluğunu yitirdiğini hissederdi. “Sen ablasın, sen abisin, sen yaparsın” kelimeleri hayatının ilk dersi oldu. Çocukken abla olmak ya da abi olmak, bir statü değil, bir yüklenmeydi.

Bazı geceler annesini teselli ederken bulurdu kendini büyümek zorunda kaldığının farkında olmadan. Erken olgunlaşmak zorunda kalmak, düşmekten korkmadan yürümeyi öğrenmek, çözüm üretmeye çocuk beynini zorlamak demekti. Devamını Oku... 'Yarım Kalan “Çocuk”luk'

Kuşaklararası Yas: Gizlenen Gerçeklerin Gün Yüzüne Çıkışı

Yas, bir kayıp yaşandığında hissedilen doğal bir duygusal tepkidir. Ancak bazı ailelerde kayıpları dile getirmek “zayıflık” olarak görülüp bastırılabilir. Bu bastırılan duygular, aile dinamiklerinde kopukluklar yaratır ve zamanla üstü örtülü travmalar haline gelir. Bazen bu gizlenen “yas”lar ya da ifade edilmeyen kayıp duyguları, sadece gizlendikleri nesilde değil, sonraki kuşakları da etkiler. Psikoloji literatüründe bu fenomen, kuşaklararası aktarım olarak adlandırılır ve travmatik yaşantıların üstü örtülü şekilde sonraki nesillere aktarılmasını içerir.

Aile sırları, genellikle “koruma” amacıyla saklanır. Bir kayıp ya da travmatik olay yaşandığında, aile büyükleri bu gerçeğin çocuklara zarar vereceğine inanabilir ve konuyu görmezden gelmeyi tercih edebilir. Büyük bir kayıp yaşandığında ailede sıkça tekrarlanan “Biz güçlü olmalıyız” mesajı, çocukların acılarını ifade etmelerini engelleyebilir. Çocuklar, ifade edilmemiş Devamını Oku... 'Kuşaklararası Yas: Gizlenen Gerçeklerin Gün Yüzüne Çıkışı'

Mükemmeliyetçilik: Görünmeyen Dikenli Taç

Mükemmeliyetçilik,  kişinin başarısızlık algısına karşı aşırı hassasiyet geliştirmesi, kendine karşı sert eleştirilerde bulunması ve sık sık yetersizlik hissi yaşamasıyla karakterizedir.

“Her şey mükemmel olmalı!” Bu cümle, günümüz dünyasının görünmez sloganı gibi. Sosyal medya akışlarında, iş yerindeki başarı öykülerinde ya da arkadaş sohbetlerinde sıkça karşımıza çıkan bu ideal, farkında olmadan bizi bir yarışa sokuyor. Ancak durup düşündüğümüzde kusursuz olmak gerçekten mümkün mü? Dahası, bu uğurda nelerden vazgeçiyoruz?

Modern dünyada pek çok kişi “mükemmel” olma arzusu ile mücadele ediyor. Sosyal medyada parlayan hayatlar, iş dünyasında artan rekabet ve kişisel beklentilerimiz, bizi kusursuz olma çabasına itiyor. Ancak mükemmeliyetçilik, genellikle tükenmişlik, tatminsizlik ve kaygı ile sonuçlanabiliyor. Devamını Oku... 'Mükemmeliyetçilik: Görünmeyen Dikenli Taç'

Uzun İlişki Sonrası Yaşanan Süreç: Yeniden Başlama

“Uzun ilişki”nin sona ermesi, kişinin hayatında büyük bir boşluk yaratabilir. Bu süreç, hem duygusal hem de zihinsel olarak bireyin kendisini sorguladığı aynı zamanda kendisini yeniden inşa ettiği ve yeni bir başlangıç için adımlar attığı bir dönemdir de aslında. Tabii ki bu süreçte bol özlem, pişmanlık ve yorgunluk hissetmek kaçınılamazdır. Hiçbir duygu hissetmemek, hiçbir şey olmamış gibi hayat akışına devam etmek sağlıklı olmayan bir süreçtir. Bu durum olumsuz duyguların bastırıldığı ya da kaçınıldığını anlamına gelebilir. Bastırılan duygular dönüşerek bir farklı bir yerde, farklı zamanda şiddetli bir şekilde ortaya çıkabilir. O zaman olumsuz duyguların üstesinden gelmek daha da zorlaşabilir. Bu nedenle ilişki bittiğinde hissedilen tüm duyguları kabul etmek bu süreci atlatmanın ilk adımıdır.

İlişkilerin sona ermesi genellikle karmaşık duygular doğurur. Suçluluk, öfke, pişmanlık ve hüzün gibi hisler sıkça deneyimlenir. Bu süreçte, ilişkinin neden bittiğini dürüstçe değerlendirmek önemlidir.
Devamını Oku... 'Uzun İlişki Sonrası Yaşanan Süreç: Yeniden Başlama'

“Ergen”lik: Aileler İçin Sıkıntılı Yıllarda Rehberlik

“Ergen”lik dönemi, çocukluktan yetişkinliğe geçişin yoğun duygusal ve fiziksel değişimlerle dolu bir süreci temsil eder. Bu süreç, gençler kadar aileler için de zorlayıcı olabilir. Ebeveynler olarak bu dönemde karşılaşabileceğiniz zorluklara karşı nasıl hazırlanabileceğinizi anlamak önemlidir.

Kimlik Arayışı ve Bağımsızlık: Ergen, kim olduğunu ve dünyadaki yerini anlamaya çalışırken aynı zamanda ailesinden daha bağımsız olmak ister. Bu bağımsızlık çabaları, ebeveynlere karşı gelen davranışlar, tartışmalar ve geri çekilmeler şeklinde ortaya çıkabilir.

Duygusal Dalgalanmalar: Hormonal değişimler, ergenlerde yoğun öfke, mutsuzluk, huzursuzluk veya coşku gibi duygusal dalgalanmalara yol açabilir. Bu duygusal yoğunluk bazen aile içinde anlaşmazlıklara neden olabilir.

Akran Baskısı ve Sosyal Kaygılar: Ergenler, akranları tarafından kabul görmek ve popüler olmak için baskı hissedebilirler. Bu, ebeveynlerin anlamakta zorlandığı farklı davranışlara neden olabilir.

Akademik ve Gelecek Kaygıları: Sınav baskısı ve geleceğe yönelik belirsizlikler, ergenlerin kaygılarını artırabilir. Bu durum çoğu zaman ailelere de yansır. Devamını Oku... '“Ergen”lik: Aileler İçin Sıkıntılı Yıllarda Rehberlik'

<p>Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız</p>